İzleyiciler

27 Ocak 2017 Cuma

                              TİLKİ KURT VE TAVŞAN

Üstü kızıl, altı beyaz ve boyundan uzun seksen santimlik kuyruğuyla tilki, sessiz, ürkek fakat kurnaz adımlarla gecenin karanlığında avlanmaya çıkar.
Kendini bildi bileli hep yalnızdır.
Yalnız avlanır ve yalnız yerdi. Paylaşmak, huyu değildi.
Bundandır ki, bir deri bir kemik kalmıştı. Zaten ömründe karnı da şöyle dilediğince hiç doymamıştı.
“Bu kez şeytanın bacağını kıracağım!” dedi ve yine gecenin siyah karanlığını seçti.
Birkaç dereden geçti, patika yolları fersiz gözleri nedense biraz zor seçti.
Bu arada bir kurt, ininin etrafından süzülerek nefessiz geçti!
Bir ara bir çıtırtı duydu ve ürktü. Baktı ki ses, küçük bir tavşanın yuvasından gelmekteydi. Onu hiç umursamadan geçti.
Nasıl olsa o, o anda onun için hiçbir şeydi.
Planı, projesi büyük, hesabı kuvvetli… Turnayı tam gözünden vuracaktı belli.
Avlarını kaptırmamaktı tek hedefi!
Çitin kapısına kadar geldi, kalbinin atışlarının yavaşlamasını bekledi… Bir müddet sanki cansız bir heykelmiş gibi durdu ve son kontrollerini yaptı:
“Her şey yerli yerinde, aksama gözükmemekte.”
Hani, kendini de çok beğenmişti kendi gözünde.
Gözleri çakmak çakmak, tüyleri diken diken… Bir yerini de sıkmış, sanki çıkacaktı canı bedeninden.
Gece, karanlık gece… Mehtap yok, yıldızlar köşesine çekilmiş; in cin uykuda…
Bizim kızıl ve beyaz karışımı tilki ise müthiş pusuda.
İlginç!
Yalnız değildir tilki, fakat habersiz bu durumdan.
Sarımsı renkteki büyük kafalı, kısa kulaklı, püsküllü kuyruklu, tokluca Kurt da kalkmış uykudan.
Aslında uyku uyanıklık arası bir noktadan.
Sebebini bilmediği bir hisle garip mi garip yollara girmiş, huyu olmamasına rağmen acayip bir tezgâhın içine düşmüş.
Hemen az ötede, hiç görmediği gümüş renkli bir çit. İçinde tanımadığı yaratıklar dizilmiş. Üstelik uykudalar ve çift çift.
“Bu da ne?” diye iç geçirip şöyle sote bir yere geçmiş.
Koca kafalı, kısa kulaklı, fakat zeki mi zeki kurt.
“Unut uykuyu. Unut, bekle ve gör.”
Ve onda da başlar böylece umut!
Bu arada
“Bu da neyin nesi?” der ve arkaya döner boynu.
Bir de ne görsün? Yanına gelmiş kurdun rızkı.
Fakat bir an durdu. Öyle ya, az ötede ise ganimetlerin yurdu!
Beyaz mı beyaz, dişlek dişli ve uzun kulaklı küçücük bir tavşan. Onu da tutmamış uyku.
Ürkek mi ürkek!
Fakat karnı aç; bir şeyler yemesi gerek.
O da dere tepe uz gitmiş, kendini gümüş renkli çitin önünde bulmuş. Oysa her zaman havuç ve marul yürüttüğü yerde, “Şimdi bu da neyin nesi?” diye durmuş ve düşünmüş.
Birazcık da korktu ve çitin yanı başındaki tümseğin dibindeki çukurun ortasında kendine bir yer buldu.
Aslında kurdun tavşandan var haberi… “O nasıl olsa elde bir, kaybetmemeli az ötedeki her şeyi…”
Fakat projenin asıl sahibi tilkidir.
Üstelik hiçbir şeyden yok haberi.
Tabii ki tavşanın da…
Kurt’tan ve tilkiden yok şu anda kederi. Çünkü onun da yok hiçbir şeyden haberi.
Hepsi bekleşmedeler.
Derken, diğerlerinden habersiz tilki,
Operasyonuna başlama emri verir kendine…
Talimatını alınca kendi kendinin, süzülmek için girmek ister gümüş renkli telin içine.
“Şöyle dişlerimle çiti bir kaldırayım.” der ve bembeyaz dişlerini geçiriverir tellerin üstüne…
İşte ne olduysa o anda oldu!
Ortalık birden bire şimşek rengiyle aydınlandı.
Tilkinin gözleri döndü büyük bir fenerin rengine!
Öylece kala kaldı çarpıldığı her neyse, üç beş metre fırladığı biraz önceki gümüş renkli telin gerisinde.
Bir de ziller çalmaz mı?
Köpekler havlar, adamların elinde çifteler; düşerler ne olduğu belirsiz bir şeyin peşine.
Korkudan olduğu yerde çivi kesen tilki, bir de bakar ki yanından yıldırımlar gibi geçer kurt, üstelik soğuk nefesini duydu ense kökünde… Bir de orada kalbi tekledi ayrıca tilkinin.
Sonra, paytak paytak kaçmaya çalışan tavşanı hayretler içinde inceler, birbirine girmiş kaburga kemiklerini yerine getirirken.
Gümüş renkli çitin içinden çıkan çifteli adamlar, “Hadi bulun şu haini!” diye bağırırdılar köpeklerine. Burunlarından soluyorlardı bulup asmak için hırsızın bedenini.
Tilki zaten perişan; yakalandı aniden. Kurt az ileride acıyla kıvranırken kurt kapanının içinde, tavşanı bir an küçük bir heykelcik zannetmişlerdi adamlar. Çünkü tavşan tam başında donuvermişti korkusundan olduğu çukurda.
Sonra ne mi oldu?
Tilki sıskalıktan epeyce kurtuldu, vücudu dolgun ve kuyruğu dimdikti.
Kurdun sarımsı rengi kahverengiye dönüşürken kulakları biraz düşmüş, kafası daha irileşmiş ve eskisinden de heybetliydi şimdi.
Tavşansa ilk hâlinden daha da beyazlaşmış bir şekilde,
Hep beraber süslerler şimdi bekçi kulübesinin baş köşesini.
İçlerine doldurulan, ne olduğunu bilemedikleri ilâçlı otlarla.
Gerçi hâlâ süzerler anlamsız, cam gibi gözleriyle gümüş renkli çitin bu sefer dışını.
Ortada tavşan; ilk kez kulakları dimdik fakat yine de tedbirli. Sağ başta tilki; hesap içinde hesap yapar, “acaba?”
Evet, “Acaba hiç olmazsa tavşanı yiyebilir miyim?”
Sol başta tüm heybetiyle kurt, “Bu tezgâha nasıl düştüm!” diye hayıflanır.
Üçü de birden son bir hamle yapmak isterler, nafile!..
Derken,
Tavşan,
— Sadece bir havuç alacaktım, deyiverdi ortaya.
Zeki kurt birden bire takılıverdi oltaya… Ve tilkiye ver yansın etti:
— Neden çarpıldın çite?.. Senin yüzünden geldik bu hâle! Parlamasaydı gözlerin, çalmayacaktı ziller ve gelmeyecekti elinde çiftelerle adamlar bir de yanındaki itler!
Tavşan, hani korkak ve ürkek tavşan!
İlk o anladı gerçeği, bundan dolayıdır ki;
— Hey kurt kes sesini, yoksa!..
— Ne!.. Bana mı dedin, bedeni dişimin kovuğunda eriyecek olan şey!
Hiddetle burnunun dibindeki tavşana atılmak istedi. İstedi de… Sadece istedi. Gerçi kurt, hâlâ teslim olmamıştı kaderine.
Tilki yavaş yavaş gelince kendine, sonra o da tavşan gibi razı oldu çaresizce kaderine:
— Yalnız, siz nereden çıktınız, planımı bozdunuz ve avıma engel oldunuz… Sizin yüzünüzden düştüm bu hâllere.
Ortadaki sofanın önündeki camın önünde duruyorlardı, hemen altındaki masada adamlar fırında pişmiş tavuk yiyorlardı, ara sıra da havuç ve maruldan yapılmış bol limonlu salatayı çatallarken tilki, kurt ve tavşan; acı acı iç çekerler cansız bedenlerinde yan yana kalmışken.
Vakit geç oldu, karanlık iyice çöktü gümüş renkli çitin hem içine, hem de dışına…
Adamlar kendinden emin çekildiler odalarına, gümüş renkli çite verdiler elektriği tekrar.
Bizim kahramanlara uyku gelmez yine, bu defa sonsuzluğa kadar!
Gecenin hayli geç bir vaktinde tilki, kurda sessizce,
— Şu gelen senin eşin değil mi? diye fısıldarken tavşana da,
— Hey tavşan, şu gelen de senin kardeşin değil mi? diyordu.
Bunlar gelir de herhangi beyaz bir tilki gelmez mi hengâmeye?
Sanki tarih birkaç gün arayla tekerrür mü edermiş?
Etse ne olur?
Raftaki yerleri dar olur.
O zaman bir şekilde haber vermeli gümüş renkli çitin dışındakilere
Yoksa kaderleri kaderimize benzeyecek, hâlleri hâlimize.
Elbirliği ile gönül gönüle verdiler ilk kez,
Lakin sessiz haykırışları da yetmedi bu gidişe…
— Acaba kim dişledi teli? dedi tilki, “Hiç olmazsa tüm rezillik bizde kalmasın.” diye.
Kurt yine hiddetlendi tilkiye,
— Tabiî ki senin cinsindendir!..”
Tavşan ortada hakem,
Cansız kafasını sallayamazsa da ileri ve geriye, tavırlarıyla:
“Bu aptallar hem tilkidir hem de kurttur!” diye hükmünü verdi.
Güneş açtı, gün ışıyınca gümüş renkli çitler de parlayıvermişti.
Az ötede üç azılı düşman, cesetleri yan yana…
Kanıksamış adamlar, hem yer de yok, bıraktılar onları başkalarına.
Bizim kahramanlarsa kâh kavgayla, kâh eski anılarıyla selam durdular sonsuzluğa…
Bu defa
Akıllıca ve özgürce!...

                              KIRMIZI BAŞLIKLI KIZkırmızı başlıklı ile ilgili görsel sonucu

 Çok eski zamanların birinde küçücük bir kız varmış. Küçük kızın annesi ona kırmızı başlıklı bir pelerin almış. Küçük kız bu kırmızı başlıklı pelerini çok ama çok seviyormuş ve üzerinden hiç çıkarmıyormuş. Küçük kızın bu davranışı nedeniyle tüm çevresi ona Kırmızı Başlıklı Kız diyormuş. Bir gün annesi ona seslenmiş: “Büyükannen hâlâ hasta. Hadi giyin de, ona yaptığım şu çöreği götür.” Bunun üzerine Kırmızı Başlıklı Kız üzerini giyinerek eline çöreği almış ve yola koyulmuş.
Annesi küçük kızına “Tavşan Ormanı’ndaki yoldan ayrılma sakın!” diye seslenmiş. Küçük kız da “Ayrılmam anne,” demiş. Kırmızı Başlıklı Kız ormana girip yürümeye başladığında çalılıkların arasından gelen bir ses duymuş. Bu sesin ardından birdenbire yola bir kurt çıkıvermiş. Küçük kız çok ama çok korkmuş. Fakat kurt, küçük kıza hiç de düşmanca bakmıyormuş. “Nereye böyle küçük kız?” diye sormuş kurt.
“Büyükanneme gidiyorum,” demiş Kırmızı Başlıklı Kız. “Tavşan Ormanı’nın sonundaki ilk ev. (Ormanın adını Tavşan Ormanı’ymış). Büyükannem çok hasta. Kurt kıza seslenmiş: “Bak sana ne diyeceğim. Ben hızlıca gidip büyükanneme senin ziyaretine geldiğini söyleyeyim. Sen de yolda çok eğleşmeden hemen gel.” Kurt, hemen oradan ayrılmış, çünkü ormandaki oduncunun onu bulma ihtimali varmış. Eğer kızı hemen orada yemeye çalışırsa oduncunun onu bulmasından korkuyordu.
Kurt büyükannenin evine varmış ve kapıyı çalmış. “Kim o?” diye seslenmiş içeriden yaşlı kadın. Kurt sesini değiştirerek, “Benim, torunun Kırmızı Başlıklı Kız,” demiş. “Yemen için sana çörek getirdim.” “Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş Büyükanne. Kurt içeri girer girmez bir hamlede büyükanneyi midesine indirmiş. Biraz sonra Kırmızı Başlıklı Kız Büyükanne’nin kapısını çalmış.
“Kim o?” diye seslenmiş kurt büyükannenin sesini taklit ederek.
“Benim, Kırmızı Başlıklı Kız.”
“Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş kurt. “İçeri girebilirsin.”
Kırmızı Başlıklı Kız bir an düşünmüş. ‘Büyükannemin sesi neden böyle değişik acaba?’ diye düşünmüş. Aklına büyükannesinin hasta olduğunu gelince tereddüt etmeden içeri girmiş. Kurt, Büyükanne’nin elbiselerini giymiş bir vaziyette yatakta yatıyormuş. Yorganı boğazına kadar çekmiş, içerisi karanlık olsun ve suratı fark edilmesin diye de perdeleri kapatmış.
“Elindekileri oraya bırak da yanıma gel torunum,” demiş kurt.
Kırmızı Başlıklı Kız çöreği masaya koymuş, ama hemen kurdun yanına gitmemiş. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormuş.
“Kolların neden bu kadar büyük Büyükanne?”
“Seni daha iyi kucaklamak için!” demiş kurt.
“Kulakların neden büyük, peki?”
“Seni daha iyi duyabilmek için!” demiş kurt.
“Gözlerin neden kocaman, peki?”
“Seni daha iyi görebilmek için,” demiş kurt.
“Dişlerin neden sivri peki?”
“Seni daha iyi yiyebilmek için,” demiş kurt.
Son sözünü söyleyen kurt artık kaybedecek vakit yok diyerek yataktan fırlayarak bir lokmadan Kırmızı Başlıklı Kızı yemiş. Ardından büyükanne ve küçük kızın verdiği doygunlukla yatıp uyumuş. Kurt, çok yorgun olduğu aşırı horluyormuş. Bu sırada evin önünden geçen bir avcı kurdun horlamasını duymuş. Büyükannenin başına kötü bir şey geldiğini düşünerek içeri girmeye karar vermiş. Evin içine girdiğinde kurdu görmüş ve orada nelerin olup bittiğini bir çırpıda anlayıvermiş. “Aylardır senin peşindeyim pis yaratık,” diye bağırmış avcı ve elindeki baltasını kullanarak kurdun başını kesivermiş. Bunun ardından öncelikle büyükanneyi sonrasında da Kırmızı Başlıklı Kız’ı kurdun karnından sapasağlam çıkarmış. İkisi de gayet sağlıklıymış.
Kırmızı Başlıklı Kız’ın getirdiği çöreği büyükanne bir güzel yemiş. Ardından Kırmızı Başlıklı Kız, büyükannesine kurtların sözüne asla inanmayacağına dair söz vermiş. Daha sonra evin yolunu tutmuş. Ormandaki tüm tavşanların saklandıkları gizli yerlerden ortaya çıktıklarını görmüş. Bu zamandan sonra orman eski neşesine kavuşmuş ve tüm tavşanlar ormanı doldurmuş.

                                                -SON-

26 Ocak 2017 Perşembe

                    EVCİL HAYVAN

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde Yiğit isminde altı yaşında bir çocuk  varmış. Yiğit hayvanları çok severmiş. Yiğit'in 1 köpeği,2 kedisi, 1 tanede ginepig'i olmasını istermiş.Yiğit bu bütün hayvanlarının yemini,suyunu,sütünü verecekmiş. Annesi bu hayvan olayına evet demiş ama sadece bir hayvan alabilirsin demiş. Yiğit de köpek almak istemiş.

Anne:Tamam Yiğit sana bir tane köpek alalım ama yarın çünkü bugün hava yağmurlu.

Yiğit annesine tamam demiş yarın Mehmet Amca'nın petşhop'a gitceklermiş.


BİR GÜN SONRA..

Annesi ile Yiğit sabah erkenden kahvaltılarını yapıp petşhop'a gitmişler. Mehmet Amca Yiğit'i tanıdığı için merhaba dedi yine     
hayvan sevmeye mi geldin dedi.

Yiğit: Hayır bu sefer köpek almak için geldim.
Mehmet Amca: Nasıl bir köpek arıyorsun Golden mı Av köpeğimi.

Yiğit: Hayır ben Sibirya Köpeği arıyorum.
Mehmet Amca üzülerek ama bende Sibirya Köpeği yok ki demiş ve Yiğit ile annesi başka bir hayvan dükkanına gitmiş ama orası çok uzakmış o yüzden internet den sipariş etmişlerdi şipariş iki güne kadar gelmesi gerekmiş ama aradan tam altı gün geçmiş Yiğit'in annesi polisi aramış demiş ki;Polis bey biz internet ten köpek sipariş etmiştik ama gelmedi bir şeyler yapabilirmisiniz.

Polis Bey:Tabiki yaparız biz size on dakikaya kadar geri döneriz.

Yiğit çok üzülmüş köpek hayalleri yok olmuş. Anneside Yiğit'in böyle üzüldüğünü görünce Yiğite komşularından birinin köpeği varmış onların köpekleri gelene kadar komşularının köpekleri ile oynayacakmış. Yiğit o köpeği de çok severmiş onla oynamaya başlamış onla oynayana kadar Yiğit'in köpeğide gelmiş. Yiğit çok sevinmiş komşularının köpeği ile Yiğit'in köpeği arkadaş olmuş.

Yiğit köpeğinin yemini veriyor yürütüyor ve Yiğit ile babası köpeğe bir isim verip kulübe yapmış kulübenin üstünde Şans yazıyormuş köpeğin ismi Şans'mış köpek çok tatlıymış Yiğit'e şans getirsin diye ismini Şans koymuş.







1 Ocak 2017 Pazar

                                        ALMA   ALMA



      Bir gün Nasrettin Hoca elma satıyormuş,
-Alma, alma, diye bağırıyormuş.




Bir adam gelip bir kilo almış, elmalar çürük çıkınca gelip Hoca'ya bağırmış;

-Hocam ne biçim elma satıyorsun, bu elmalar çürük, demiş.

Hoca da ona bağırmış:

- Ben sabahtan beri burada boşuna mı bağırıyorum "Alma,alma!" diye.